Hayat dediğimiz

Ömrümüzün kapısını gönülden bir kere çalana yüreğimizi emanet etmekle geçiyor hayat dediğimiz. Ard arda sıralanıyor yanlışlarımız ve çoğu geceler kendimizi anlatacağımız, içimizi dökeceğimiz kağıt ve kaleme bile muhtaç kalıyoruz. Her yeni doğan güne Yeni umutlar ekerken, yarınlarımız kararıyor farkında değiliz. Acıtıyor, kanatıyor, süründürüyor ama öldürmüyor. Sahte mutluluklara bel bağlıyoruz. Yürek gece de yıldız misali parlayıp, heyecanını yaşarken ertesi güne kara duvarlarını örüyor farkında değiliz. “Yaşamak güzel şey” diyoruz ama yaşamak denilen şeyi çok yanlış anlamışız. Önce hırsızlık yaparak bir başkasının alın terini çaldığımızda kirlenmeye başladı hayat! Bir zaman sonra “mobbing” denilen lanet bir şey çıkardılar. İnsanları soğuttular emek dünyasından, işinden, iş arkadaşlarından…

“Her ne yaparsak yapalım, gönülden yapalım” diyorlardı en başta. Gönülden yapar gibi görünüp, bu iyiliği nereden yaptıklarını kestiremedim. Kalbe dokunun dediler, onlar gidip ait olmadığı bedenlere dokundu. Çok zaman geçmedi, çocuk bedenlere dokundu İnsan oğlunun elleri! Eşinin haricinde başka kadınların tenlerine dokundu adam müsveddeleri. Çok sevdiğim bir arkadaşım demişti; evdeki karısına iki kelam etmez ama dışarıdaki kadınlara şair kesilir bir çoğu”… söylediklerini kahkahalarla yanıtlarken, insanların yaşattığı acılar dağılıyordu yer yüzüne. Şimdi bakıyorum da, çocukluğumuzdaki kadar masum değil dünya. Bir zamanlar aşk denilen duyguyu, bunu yaşatan birinin gözlerine uzun uzun bakarken hissedebiliyorduk. Şimdi ise güzelliğine aldanılan insanları aşk diye hayatlarına alıp, beyaz çarşaf kana bulanıncaya kadar, soluk soluğa yaşadıkları duygunun adını aşk koyuyorlar. Hayır hocam hayır, aşk değil bu. Tertemiz yaşadığımız, karşıdan gördüğümüzde elimizin ayağınımızın birbirine dolandığı, heyecandan cümle kuramadığımız hatta boğazımıza düğümlerin dolandığı zamanlarda yaşanıyordu aşk dediğimiz. Aşka fesat karıştı bir kere, insanlığa kir bulaştı. Birini yargılarken, sürekli imalı sözlerle bulunarak işaret ederdik. Ama hep unuttuk, birini hedef alıp cümlelerimizi ardı arkası sıralayıp işaret ederken, geride kalan üç parmağımız bizi gösteriyordu.

Elhamdülillah Müslümanız, Denildiğinde tüm kötülükler uzaklaşırdı yıllar önce. Şimdi ise kul hakkı yendikten sonra elhamdülillah deniyor. Başına örtü takarak beş vakit namazını İhmal etmiyor bazıları. Ama yüreğinden kötülüğü, hayatından kibri, aklından haset düşünceleri uzak tutmuyor. Dilini başkalarının hayatına uzatırken, kolları neden hayatındakine sarılır insanların? Anlamıyorum, anlayamıyorum. Söze gelince Müslümandan daha Müslümanız öyle değil mi? Ama Müslümanlıkta kul hakkı yemek yok, çocuk bedenine dokunmak yok, başkasının karısına bakmak-ırzına-namusuna göz dikmek yok, anayı atayı görmezlikten gelmek yok, eşinden ayrılmamak adına tecavüz edip dünyaya çocuk getirdikten sonra sır olmak yok!!!! Ben bunları Müslümanlıkta da kitaplarda da görmedim. Kendimize yeni bir sayfa açsak, biliyorum ki bir önceki sayfanın izlerini taşıyacağız. İçimden geçenleri yazıya döktüm diye yine sırt dönecek hayatımdaki insanlar. Ne yapmalıyım? Yargılamadan dinlemeyi beceremediniz ömrünüz boyunca. Şimdi kalemim kağıtlarına ağlıyorsa eğer; sorumlusu siz değilsiniz, benim!

Çünkü hayatıma burnunuzu sokacak cesareti siz kendinize bulduğunuz için değil, ben size bu imkanı verdiğim için yazıyorum, yaşıyorum bunları. Bu yüzden okurken müdahaleci ruhunuzu bir kenara bırakıp vaktin Sessizliğinde bunları okuyun ki, yaşattıklarınızı bulasınız. Bu Arada Unutmadan, bir derdiniz, sıkıntınız olduğunda ulaşın bana. Yargılamadan, sorgulamadan dinleyebilirim insanlığa zarar vermeyenlerimizi. Şimdilik eyvallah!!!

Share via
Copy link
Powered by Social Snap