Ve şimdi aşk, enstrümanını kaybetmiş bir müzisyen kadar anlamsız bu şehirde…

Her yeni doğan güne merhaba diyerek güneşi selamlarken, ömür dediğimiz şey alıp başını gidiyor Farkında değiliz. Biz yaşadığımızı düşünüyoruz, aslında yaşarken gün gün ölüyoruz. Ölürken tecrübeler kazanıyor ömrümüz, bir önceki gün yaptığımız hataları bir sonraki gün yapmamak için elimizden gelen herşeyi yapıyoruz. Günden güne “Yaşamak” ağrısı dolanıyor boynumuza, karanlık çöküyor düşüncelerimize ve saçlarımıza yıldızlar yerleşiyor usul usul hemde bir müsade dahi istemeden. Aşk denilen duyguyu unutuyoruz, o masum sevdalar da yaşanmıyor artık. Kalp ritmi; gözlerin karşı tarafın gözleriyle karşılaştığında değişirken bu zamanda “ten tene” değmeden değişmiyor. Aşk denilen duyguyu beyaz çarşaflı hotel odalarında kirlettiler yada günlük dairelerde. Şimdi oturup ağlayalım yalnızlığımıza…!


(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Kelimeler düğümlensin boğazımıza ne çıkar…
Büyüdük, evet büyüdük… Keşke hiç büyümeseydikte herşey eskisi kadar masum ve temiz kalsaydı.

En büyük derdim Bakkal Hakan amcaya gidip ekmek almaktı bir zamanlar. Bir başka zor gelen de annemin verdiği yüklü sipariş listesiydi. “Acaba taşıyabilir miyim?” Ama geçti, tüm bunlar geçti. Geride kaldı çocukluk korkularım. Ben korkularımı, endişelerimi geride bırakırken hayat birer birer aldı sevdiklerimizi. Kimini erken yaşta toprağa verdik, kimini toprağa vermeden bir başkasına yâr ettik. Aşk diye karşımıza çıkanı meşkten saydığımız zaman kirlendi bu duygu biliyor musunuz…

Ve şimdi aşk, enstrümanını kaybetmiş bir müzisyen kadar anlamsız bu şehirde.
O yüzden sımsıkı sarıl bana yalnızlığım, kimseler girmesin aramıza. Çünkü çoğu zaman birşeyler getirerek cümle kurmayı öğrettin bana, ezberi çalıp bozmayı değil…!

Emre Tamirciler
emretamirciler@dskultursanat.net

Share via
Copy link
Powered by Social Snap