Mostar’dan Saraybosna’ya Osmanlının izleri ve lezzet durakları!
01.10.2026 - Perşembe 00:32
Yazar Sinem Kaya Saç
@velhasilokur_gezer
Bosna Hersek’e gelince insan sadece bir ülkeyi ve şehirlerini gezmiyor biraz Osmanlı’dan, biraz Balkanlardan, biraz da geçmişin hala yaşayan izlerinden geçiyor. Bir sokakta kahve kokusu, başka bir sokakta dövülen bakırın sesi, bir diğerinde o güzel tatları tatmayı bekleyen insanların oluşturduğu uzun kuyruklar.. Bir köşede taş bir köprü, hemen yanında eski bir cami ve minarelerde İslam’ı temsil eden yeşil bayraklar.. Bosna Hersek, özellikle de Saraybosna, tarihini saklamadan yaşamaya devam ediyor. Ben de Bosna’da görülmesi gereken yerleri, yol üzerinde uğranabilecek durakları ve mutlaka tadılması gereken lezzetleri kendi gezi notlarımla bir araya getirdim. Yolu Bosna’ya düşecek olanlara küçük bir Saraybosna rehberi olsun.
Mostar’dan başlayan yolculuk
Biz gezimize Hırvatistan tarafından gelip Mostar’da konaklayarak başladık. Bu nedenle rotamızı Mostar’dan Saraybosna’ya doğru şekillendirdik. Siz de kendi seyahat planınızı oluştururken bu notlardan faydalanabilirsiniz. Sabah saatlerinde Mostar Köprüsü’nü görerek güne başlıyoruz. Burası için özellikle sabah saatlerini tercih etmenizi öneririm; köprünün en sakin olduğu zamanlar. Burada URBAN Taste of Orient restoranda kahvaltımızı yapıyoruz. Mostar Köprüsü manzarasına karşı kahvaltı yapmak gerçekten keyifli. Kahvaltının ardından çarşıyı gezerek Koski Mehmet Paşa Camii’ne geliyoruz. Girişlerin ücretli olması nedeniyle içeri girmiyoruz. Hemen yanında, yine Mostar Köprüsü manzarasına sahip kafede Boşnak kahvemizi yudumluyoruz. Ardından Mostar’ın caddelerinde doya doya gezerek tarihî bir Osmanlı evi olan Kajtaz House’a uğruyoruz. Burada soğuk bir nar suyu içebilirsiniz. Bosna Hersek’te genel olarak çok sayıda nar ağacıyla karşılaşacaksınız. Nar suyu da birçok yerde ikram ediliyor veya satılıyor.

Doğayla baş başa ''Kraviçe Şelaleleri''
Mostar’dan biraz geriye dönüp Kraviçe Şelaleleri’ne gidiyoruz. Yanınızda suya girmek için uygun kıyafetleriniz varsa burası adeta doğal bir plaj gibi. Doğası muhteşem. Kalabalığa rağmen insana sakinlik veren bir havası var ve kesinlikle görülmesi gereken yerlerden biri. Göle girmeseniz bile burada buz gibi nar suyunuzu içip manzaranın tadını çıkarabilirsiniz.
Osmanlı’nın Balkanlardaki izleri ''Poçitel''
Yolumuza devam ediyoruz ve kısa süre sonra Osmanlı’nın Balkanlar’daki izini en net hissedebileceğimiz yerlerden biri olan Poçitel’e ulaşıyoruz. Evliya Çelebi’nin “Osmanlı’nın son kalesi” olarak nitelendirdiği Poçitel’de zaman durmuş gibi hissediliyor. Burası bir dönem Osmanlı ile Batı arasındaki sınır karakollarından biriydi. Osmanlı sınırı tam olarak bu bölgeden geçiyordu. Neretva Vadisi boyunca Osmanlı izlerinin en net korunabildiği yerlerden biri Poçitel. Bugün burada hayat hâlâ devam ediyor. Az sayıda yerel halk yaşıyor. Bazı tarihî evler sanat atölyelerine ve küçük kafelere dönüştürülmüş durumda. Ancak genel atmosfer son derece sakin. Gezerken kendinizi yaşayan bir köyde değil, tarihin içinde yürüyormuş gibi hissediyorsunuz. Buradaki Şişman İbrahim Paşa Camii’ni de geziyoruz. Vakti olanların kaleye de çıkmasını özellikle tavsiye ederim.

Suyun başında bir tarih ''Blagaj Tekkesi''
Sıradaki durağımız Blagaj Tekkesi, diğer adıyla Alperenler Tekkesi. Türk İslam orduları Balkanlar’a doğru ilerlemeden, Osmanlı bu topraklara adım atmadan asırlar önce Sarı Saltuklular’ın bölgeye geldiği anlatılıyor. Hani “suyun başını tutmak” diye bir tabir vardır ya burada bu ifade adeta gerçeğe dönüşüyor. Buna nehri, hemen yanı başındaki mağaradan inanılmaz büyük bir debiyle çıkıyor ve daha kaynağında güçlü bir nehre dönüşüyor. Sarı Saltuk geleneği de işte tam bu kaynağın yanı başında yerini alıyor. Bugün gördüğümüz yapının ahşap bölümü eski yapının izlerini taşırken diğer bölümler zaman içerisinde eklenmiş. Burayla ilgili anlatılan en etkileyici hikâyelerden biri ise Bosna Savaşı yıllarına ait. Anlatıya göre normalde balığın yaşamadığı söylenen Buna nehri’nde savaş yıllarında balık görülmeye başlanıyor. Bölgede insanlar büyük sıkıntı yaşarken yaklaşık üç yıl boyunca bu balıklarla besleniyorlar. Savaş bitince ise balıkların da ortadan kaybolduğu anlatılıyor. Boşnaklar bunu çok kısa ama çok anlamlı bir cümleyle ifade ediyor: “Savaş bitti, balık bitti.” Bugün bölgede balık var; ancak bunlar daha çok çiftliklerde yetiştiriliyor. Biz de burada namazımızı kılıyor, İslamiyet’i bu topraklara getirenlere dua ediyor, balık yiyor ve yolumuza devam ediyoruz. Saraybosna’ya doğru ilerlerken yol üzerinde Kovaçeviç’te meşhur kuzu çevirmeyi de tatmayı ihmal etmiyoruz.
Başçarşı’da Osmanlı izleri ''Saraybosna''
Artık ertesi gün Saraybosna’dayız. İlk durağımız Kovaçi Şehitliği. Burası zamanında şehrin en gözde parklarından biriymiş. Ancak 1992-1995 Bosna Savaşı’nın ardından park şehitlik hâline gelmiş. Burada Aliya İzzetbegoviç’in kabrini ziyaret ediyor, kendisi ve diğer şehitler için dua ediyoruz. Ardından rotamızı Başçarşı’nın kalbindeki Sebil’e çeviriyoruz. Sebil, Osmanlı’dan kalan su ikramı geleneğinin Saraybosna’daki en güzel sembollerinden biri. Şehirde hala yaşayan güzel bir inanış da var “Bu sudan içen, Saraybosna’ya bir gün mutlaka geri gelir.” Biz de kana kana suyumuzu içiyoruz. Burası bizim meydan anlayışımıza benzeyen bir yer. Bu nedenle birçok önemli mekânı yürüyerek gezebilirsiniz.
Bakırcılar Çarşısı ve Boşnak lezzetleri
Kazancılar Çarşısı’na uğrayıp meşhur bakır Bosna kahvesi takımlarından almanızı tavsiye ederim. Çarşıda gezerken Buregdžinica Sač’ta kuyruk bekleyerek saç böreği yiyoruz. Tadı gerçekten muhteşem. Sonrasında Gazi Hüsrev Bey Camii’ne gidiyoruz. Akşam toplanan sancakların sabah yeniden yerine asıldığı, bunun için görevlilerin bulunduğu caminin önünde beklerken yaşı ilerlemiş bir amca eşimden yardım istiyor. O sırada zihnimizde adeta mehter marşı çalıyor. Caminin hemen yanında bulunan Saat Kulesi’ni de görüp yolumuza devam ediyoruz.

Bosna gülleri ve sönmeyen ateş
Saraybosna sokaklarında gezerken fazlaca Bosna gülü göreceksiniz. Savaş sırasında düşen topların oluşturduğu izler kırmızı reçineyle doldurulmuş. Üzerine su döküldüğünde kan rengini daha belirgin hâle getiriyor. Deneyimlemek isterseniz yanınızda su bulundurmanızı öneririm. Caddenin sonunda ise Sönmeyen Ateş karşınıza çıkıyor. Sıradaki durağımız, İsa Bey’in İstanbul’un fethinden birkaç yıl sonra yaptırdığı ve Fatih Sultan Mehmet’e ithaf ettiği Hünkâr Camii. Muhteşem bir cami ve etkileyici bir atmosfere sahip. Yakınlarında bulunan Latin Köprüsü’nü de gördükten sonra yeniden meydana dönüyor ve Türk çayımızı içiyoruz. Ardından Başçarşı Camii’ne tekrar uğruyoruz ancak maalesef açık bulamıyoruz.
Morića Han ve Boşnak kahvesi
Buradan Morića Han’a geçip Boşnak kahvemizi içiyoruz. Sonrasında Ćevabdžinica Hodžić’de meşhur ćevapi köftelerinin tadına bakıyoruz. Şah Mat Burger’i de deniyoruz. İkisi de gerçekten harika. E tabii tatlısız olmaz. Caffe Slastičarna Badem’e giderken Gazi Hüsrev Bey Camii’nin duvarındaki meşhur çift musluktan soldakinden su içiyoruz. Malum, tekrar gelebilmek adına. Burada meşhur tatlılar Krempita ve Tufahija’nın tadına bakıyoruz. Özellikle elma tatlısı tufahiyaya adeta bayılıyoruz.

Sarı Tabya’dan Saraybosna manzarası
Artık akşam oluyor. Saraybosna’yı en güzel izleyeceğimiz noktalardan biri olan Sarı Tabya’ya çıkıyoruz. Şehrin tarihini, minarelerini, çatılarını ve vadinin içine kurulan o eşsiz dokuyu en güzel buradan görebiliyorsunuz. Gün battığında ise manzara bambaşka bir hâle geliyor. Saraybosna sessizce insanın içine işliyor. Burası adeta bizden bir yer. Bazen memleketim Trabzon Boztepe gibi, bazen Bursa gibi, bazen de Safranbolu gibi hissettiriyor.
Saraybosna’ya veda ''Umut Tüneli''
Artık veda edeceğimiz gün geliyor. Veliki Park’a, “Nermina, dođi” heykelini görmeye gidiyoruz. O meşhur anı hatırlamak adına burada kısa bir süre duruyoruz. Ardından Umut Tüneli’ne doğru yola çıkıyoruz. Saraybosna kuşatma altındayken şehri dış dünyaya bağlayan en önemli yaşam hatlarından biri olan bu tünel, savaş yıllarında büyük önem taşıyordu. Yaklaşık 800 metre uzunluğundaki tünelden yiyecek, ilaç ve mühimmat taşındı. İnsanlar da buradan geçerek hayata tutundu. Adı boşuna “Umut Tüneli” değil. Çünkü savaşın en karanlık günlerinde Saraybosna için gerçekten umudun geçtiği yer burasıydı. Burayı da ziyaret ettikten sonra artık güzel Bosna’ya veda ediyoruz.
Peki Bosna Hersek neden görülmeli?
Velhasıl, 400 yılı aşkın süre Osmanlı hakimiyetinde kalan bu coğrafyada insan kendisini asla yabancı hissetmiyor. Bir sokakta Osmanlı’dan kalma bir çeşme, başka bir yerde bir cami, çarşıda bakır işleyen bir usta, masada Boşnak kahvesi. Hepsi geçmişle bugün arasında görünmez bir köprü kuruyor. Atalarımızın nerelerde at koşturduğunu, Osmanlı’nın Balkanlar’daki izlerinin bugün hala nasıl yaşadığını görmek isteyenler için Bosna Hersek gerçekten özel bir gezi rotası. Bazen bir köprünün üzerinde, bazen bir caminin avlusunda, bazen de bir kahve fincanının başında tarihin ne kadar canlı olduğunu hissediyorsunuz. Ve insan Bosna’dan ayrılırken yalnızca fotoğraflarını değil, kendisinden bir parçayı da orada bırakıyor.
Mostar’dan Saraybosna’ya Osmanlının izleri ve lezzet durakları!
Emir Can İğrek’ten Teoman’ın kült şarkısı “Zamparanın ölümü”ne yeni yorum!
Gülşah Tanrıöver 'Aşksızlık kitabı'nı yazdı!
Berika Karadağ, “Eylülzede”nin hafızalarda neden yer ettiğini anlattı!
Sami Yusuf, İstanbul’da sevenleriyle buluştu!
Melek Mosso, İzmir’de müzikseverlere unutulmaz bir gece yaşattı!
İpek Nisa Göker'den yeni şarkı ''Kristal''
Şarkıcı Melike Şahin'den üçlü zirve!
Murat Dalkılıç'ın en yenisi ''Mahalleler'' yayında!
Moskova'da 3 bin kişi hep bir ağızdan Emrah şarkıları söyledi!