Saraybosna’nın taşlarına sinmiş bir medeniyetin izleri!
09.10.2026 - Cuma 12:23
Yazar Sinem Kaya Saç
@velhasilokur_gezer
Bosna’da İslam’ın izlerini takip ederken yolu Blagay’a düşen insanın ilk dikkatini çeken şey tekke değil, tekkenin yaslandığı o devasa kaya oluyor. Koca kayanın altında küçücük kalan bizler, dibindeki karanlık mağara ve mağaranın içinden büyük bir kuvvetle yeryüzüne çıkan buz gibi su. İşte burası, Buna Nehri’nin doğduğu yer. Suyun hemen yanı başında, kayaların arasına adeta saklanmış gibi duran Blagay Tekkesi var. Bugün gördüğümüz yapının temelinde Osmanlı dönemine ait bir tekke geleneği bulunuyor. Tarihî kaynaklar, Blagay’daki tekke geleneğinin Osmanlı hâkimiyetinin kurulmasından kısa süre sonra başladığını ve burada yaklaşık 16. yüzyılın başlarından itibaren, yani 1520 civarında, bir derviş merkezinin bulunduğunu gösteriyor. UNESCO kayıtlarında da Blagay Tekkesi’nin Buna kaynağıyla birlikte şekillenen tarihî ve mimari bütünlüğüne dikkat çekiliyor.
Ancak buranın hikayesi yalnızca devasa kaya, tekke ve sudan ibaret değil. Balkanlarda İslam’ın yayılışını anlatan sözlü gelenekte Sarı Saltuk ve onun çizgisindeki dervişlerin ayrı bir yeri var. Sarı Saltuk’un Balkanların farklı bölgelerinde dolaştığına, zaviyeler kurduğuna ve halkla yakın ilişkiler geliştirdiğine dair güçlü bir tasavvuf geleneği bulunuyor. Blagay’daki tekkede de Sarı Saltuk’a nispet edilen bir makam ve türbe geleneği zaman içerisinde oluşmuş durumda. Bu dervişlerin yaptığı şey çoğu zaman uzun uzun din anlatmak değildi. İnsanların arasına yerleşiyor, onlarla aynı toprağı işliyor, aynı sudan içiyor, misafirlerini ağırlıyor ve İslamiyet’i günlük hayatlarında yaşamaya çalışıyorlardı. Belki de Bosna’da İslam’ın hikayesini anlamak için önce buraya bakmak gerekiyor: Geldiler, İslamiyet’i yaşadılar ve yaşayışlarıyla anlattılar.
Peki Bosna nasıl müslüman oldu?
Bosna’ya gelince insanın aklına ister istemez şu soru geliyor, Boşnaklar neden Balkanlardaki diğer birçok halktan farklı olarak İslamiyet’i bu kadar güçlü ve kolay biçimde benimsedi? Bu sorunun cevabı yalnızca Fatih Sultan Mehmet’in Bosna’yı fethetmesinde saklı değil. Hikâyenin kökleri daha öncesine, Orta Çağ Bosna’sının oldukça karmaşık dinî yapısına kadar uzanıyor. Osmanlılardan önce Bosna’da Katolikler, Ortodokslar ve kendine özgü bir Bosna Kilisesi geleneği bulunuyordu. Halk arasında ve bazı eski tarih anlatılarında bu çevreler Bogomillerle ilişkilendirilmiştir. Bogomil inancının klasik Hristiyanlıktan farklı özellikleri bulunuyordu. Bogomiller genel olarak maddi dünya ile ruhsal alem arasında keskin bir ayrım yapıyordu. Ruhsal ve iyi olanın Tanrı’ya ait olduğunu, maddi dünyanın ise kötülükle bağlantılı bulunduğunu düşünüyorlardı. Bu nedenle klasik kilise teşkilatına, teslis inancına, gösterişli ibadetlere, ikonlara, haça ve ruhban sınıfının otoritesine mesafeli yaklaşıyorlardı.
Bütün bunlar, “Bosna halkının İslam’ın tevhid anlayışına zaten yakın olduğu” şeklinde yorumlanmıştır. Elbette onların inancı, İslam’daki tevhid inancıyla aynı değildi. Ancak Hz. İsa’nın getirdiği bozulmamış ilk inanç sistemine inandıkları düşüncesi, bu yorumların temelini oluşturmuştur. Fakat burada küçük bir tarihî not düşmek gerekiyor: Bugün tarihçiler, “Boşnakların tamamı Bogomildi ve bu yüzden hemen Müslüman oldular.” şeklindeki açıklamayı yeterli görmüyorlar. Bosna’nın İslamlaşması çok daha uzun, sosyal, siyasi ve kültürel etkenlerin birlikte rol oynadığı bir süreçti. Buna rağmen şu gerçek oldukça dikkat çekici, Osmanlı ordularından önce Balkanlara ulaşan dervişler ve mutasavvıflar, bölge halkının İslamiyet’le ilk temas noktalarından birini oluşturuyordu. Tek Allah inancı, misafirperverlik, sade hayat ve tasavvufi yaşayış, İslamiyet’in bu coğrafyada yalnızca bir devlet dini olarak değil, gündelik hayatın içinde tanınmasına da yardımcı oldu.
Yani insanlar İslamiyet’i yalnızca devletin gelişiyle değil, İslam’ı kendi hayatlarında yaşayıp gösteren derviş ve mutasavvıflar aracılığıyla da tanıdı. Kalpleri bu şekilde İslamiyet’e ısındı. Sonra takvimler 1463 yılını gösterdi. Fatih Sultan Mehmet Bosna üzerine yürüdü ve Orta Çağ Bosna Krallığı’nın büyük bölümü Osmanlı hâkimiyetine girdi. Osmanlıların Bosna’daki hâkimiyetinin asıl dönüm noktası bu tarihtir. Bundan sonra İslamlaşma bir anda değil, nesiller boyunca devam etti. Bazı Bosnalı soylular kısa sürede Müslüman olurken şehirlerde, kasabalarda ve köylerde dönüşüm farklı hızlarda gerçekleşti. Camiler, hanlar, hamamlar, köprüler, medreseler ve tekkeler kuruldu. Bosna, giderek Osmanlı Balkanlarının önemli merkezlerinden birine dönüştü.
Saraybosna’nın doğuşu
Burada Saraybosna için ayrıca bir parantez açmak gerekiyor. Saraybosna’nın bugünkü anlamda bir Osmanlı şehri hâline gelmesinde İsa Bey İshakoviç belirleyici isimdir. Şehrin tarihine ilişkin kaynaklara göre İsa Bey, 15. yüzyılın ortalarında Miljacka kıyısında cami, saray, han, hamam, köprü ve tekke gibi yapılar inşa ettirerek şehrin temelini attı. Bugünkü Hünkâr Camii çevresi de bu tarihî gelişim açısından önem taşıyor. 1462 tarihli vakfiyesi, Saraybosna’nın şehirleşmesinin en önemli belgelerinden biridir. Hatta şehrin adı da burada şekilleniyor: Saray ve ova kelimelerinin birleşimiyle Saraybosna adı ortaya çıkıyor. İsa Bey’in dervişlere özel bir önem verdiği de biliniyor. Miljacka kıyısında yaptırdığı zaviyede yolcuların, fakirlerin ve dervişlerin ağırlanması amaçlanıyordu. Bu tekke, Saraybosna’nın şehirleşmesinin ilk çekirdeklerinden biri kabul ediliyor. Ardından Fatih Sultan Mehmet’in 1463’te Bosna’yı fethetmesiyle Osmanlı hakimiyeti kalıcı hale geldi.
Bosna halkının hafızasında Fatih Sultan Mehmet’in yeri bu yüzden yalnızca bir hükümdarın hatırası değildir. O, yüzyıllarca sürecek yeni bir dönemin başlangıcını temsil eder. Bugün Bosna’yı dolaştığınızda bunun izleri hala karşınıza çıkıyor. Yüzlerce yıllık camiler, tekkeler, aidiyet hissettiren Osmanlı mezar taşları ve bazı tekkelerde yüzyıllardır devam eden zikirler, sohbetler ve meşkler.. Tüm bunlara bakınca Bosna’nın İslamlaşmasını yalnızca “Fatih geldi ve Bosnalılar Müslüman oldu.” cümlesiyle anlatmak eksik kalıyor. Bosna’nın hikayesi bundan daha uzun, önce dervişler geldi. Suyun başına tekkeler kuruldu. İnsanlarla birlikte yaşandı. Sonra Osmanlı geldi. Fatih’in 1463’teki fethiyle yeni bir dönem başladı. Ve takip eden asırlarda Bosna’nın şehirleri, kültürü ve insanları İslam medeniyetiyle giderek daha fazla bütünleşti. Blagay’daki Buna Nehri’nin kaynağına bakarken insanın aklına ister istemez şu geliyor: Belki de Bosna’da İslam da biraz bu su gibi yayıldı. Sessizce ama coşkun bir şekilde bir kaynaktan çıktı, aktıkça büyüdü ve sonunda bütün bir coğrafyanın hafızasına karıştı, onunla bütünleşti.
Saraybosna’nın taşlarına sinmiş bir medeniyetin izleri!
İstanbul herkes için aynı şehir ama herkesin İstanbul’u başka!
Hayri Ülgen’den Anadolu futbolunu ''Alt ligler'' ile ekrana taşıyacak!
İpek Aytimur’dan Surp Levon’da “Lirik ve klasik” resitali!
Bir aşkın ardından kalan son söz “seni seviyorum”
Aşk Tesadüfleri Sever 3 için geri sayım başladı!
Rabia Ilgaz’ın “Nâr-ı Muhabbet” kitabı okurlarla buluştu!
Ata Demirer’in yeni filmi “Pervaneler”in çekimleri başladı!
Leyla The Band, Harbiye’de müzikseverlere unutulmaz bir gece yaşattı!
Gastro Afyon turizm ve lezzet festivali coşkulu bir finalle sona erdi!